UZMAN EKİP
Anahtar teslim çözümler. Şeffaf fiyatlandırma.
02566123036
UZMAN EKİP
Anahtar teslim çözümler. Şeffaf fiyatlandırma.
02566123036
Zemin katındaki mahzenlerinde hücreler…
Ayak ucundan akan lağım ve bacaklarına doğru seni tırmalayan fareler…
Kan ve idrar kokusu sinen taş zemin ve duvarlar…
Tavanlarında insan çığlıkları…
Eller tavana askıda…
Erkeklik organına verilen elektrik…
Joplar, falakalar…
Askıya almalar…
Tırnak sökmeler…

Değerli dostlar, biliyorum biz abuk sabuk paylaşımlara bayılırız...
Ama benim felsefem biraz olsun bir şeyler verebilmek insanlara...
Uzun bir yazı ama sıkılmadan okuyacağınızı ümit ediyorum...
Bugün de sizleri bir HAN’a götüreceğim…
Hani burası öyle, her yolcunun gelip konaklayacağı, yemeğini yiyip kahvesini yudumlayacağı, yatıp uyuyacağı HAN değil…

(MUTLAKA GÖRMELİSİNİZ - Sansaryan Han, Sirkeci'de Mimar Kemalettin Caddesi üzerinde hemen köşebaşındaki görkemli ikinci bina...)
Burası;
TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE diye haykıranların;
SEVDAMIZ TÜRKİYE diyenlerin;
TÜRKİYE VE TÜRKLÜK MEŞALESİ’ni yakanların;
DEMOKRASİ AŞIKLARI’nın;
MARKSİST şair ve yazarların;
Tabutluklara tıkıldığı HAN!..
Burası;
SANSARYAN HAN…

(KEŞKE DİLİ OLSA DA KONUŞSA - Şimdi burası lüks bir otel olsa da geçmişin izleri hala silinmedi. Buradan geçerken kulak verin, belki şimdi kahkaha sesi yükseliyor olabilir ama bir zamanlar feryatlar, çığlıklar yükseliyordu.)
Eminönü’nde, Sirkeci’den Yeni Cami’ye doğru giderken sağ kolunuzun üzerinde, Bisikletçiler Çarşısı’na doğru giden Mimar Kemalettin Caddesi var, hah işte hemen solunuzdaki büyük binanın adıdır SANSARYAN HAN…
Binanın kime ait olduğu önemli değil. Şu anda Vakıflar Genel Müdürlüğü birilerine kiraya vermiş bu HAN’ı…
Her gün on binlerce insan gelip geçer yanından ama kimse bu HAN’ın kimleri ağırladığını bilmez…
Ben bir ışık tutayım dedim ve sizler için araştırdım
Belki bin defa gördüğüm bu binayı sizin için fotoğrafladım…
Tabii ki içine giremedim, çünkü şu anda kapalı ve restore ediliyor…
Peki nedir bu HAN’ın özelliği?..

(SANSARYAN HAN'IN GİRİŞİ - Demir parmaklık bile soğuk yüzünü gösteriyor.)
YIL 1944…
Türkçülük ve Marksist düşünce ateşinin yakıldığı yıllar…
O yıllarda tehlikeli görüştür Türkçülük ve Marksist düşünce…
Toplatılmasına karar verilir bir bir o dönemin sağcı ve solcu aydınları…
Konaklayacakları yer SİRKECİ’deki İstanbul Emniyet Müdürlüğü yani SANSARYAN HAN…
Zemin katındaki mahzenlerinde hücreler…
Ayak ucundan akan lağım ve bacaklarına doğru seni tırmalayan fareler…
Kan ve idrar kokusu sinen taş zemin ve duvarlar…
Tavanlarında insan çığlıkları…
Ne yatak var, ne oturacak bir şey, bir insanın ayakta durabileceği şekilde hücreler…
Ya o meşhur en üst kat…
Hani pencerelerinden intihar süsü verilerek atılan insanların, TABUTLUKLARIN olduğu kat…
Oğuz Reha Türkkan’ın deyimiyle “Mutena Oda”ların olduğu bölüm…
2 metre yükseklikte, 50 santim eninde...
Hele iki hücre var ki;
180 santim yükseklik, 60 santim en, 40 santim derinlik...
Tepende Almanya’dan özel getirilen beyni adeta yakan ve baş ağrısından çıldırtan bir lamba…
Eller tavana askıda…
Bir müddet sonra ayakta kalmak mümkün değil…
Otursan oturamazsın, çöksen çökemezsin…
Erkeklik organına verilen elektrik…
Joplar, falakalar…
Askıya almalar…
Tırnak sökmeler…
Peki kimler geldi geçti bu İŞKENCEHAN’dan?..
Kimler yok ki…
Başta 3 Mayıs Türkçülük Davası’nın bir numaralı ismi Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Orhan Şaik Gökyay, Reha Oğuz Türkkan…

(NİHAL ATSIZ - Bütün suçu Türk olmaktı... Türk olduğunu haykırmaktı...)
Başka…
Marksist şair ve yazarlar…
Nâzım Hikmet, Vedat Türkali, Aziz Nesin, Attila İlhan, Mihri Belli, Ahmet Arif, Ruhi Su…
En ağır işkencelerden geçerler bir bir…
Alparslan Türkeş’in tırnağını sökmek ister bir işkenceci polis…

(ALPARSLAN TÜRKEŞ - 1944'te Türkçülük Turancılık davasından atılır Sansaryan işkencehanesine... Tırnakları sökülmek istenir.
İşkenceci polis, kerpetenle asılınca kan fışkırır… O anda bir başka polis, ‘O asker, sonra başımıza iş alırız’ diyerek korkarlar ve Başbuğ’un tırnağını sökmekten vazgeçerler…)
Kerpetenle asılınca kan fışkırır… O anda bir başka polis, ‘O asker, sonra başımıza iş alırız’ diyerek korkarlar ve Başbuğ’un tırnağını sökmekten vazgeçerler…
Nazım Hikmet şiirlerine döker SANSARYAN HAN’ı, Ruhi Su da kan kokan duvarlarda yankılanan türkülere…

(NAZIM HİKMET - İşkencehanede şahit olduğu olayı şiirine döker:
"ve bir çocuk işkenceye dayanamadı
attı kendini Emniyet'te üçüncü kattan")
Şöyle der Emniyet Müdürü adlı şiirinde Nazım Hikmet;
Güneş bir yara gibi açılmış gökte
akıyor kanı…
Uçak alanı…
Karşılayıcılar, eller göbekte:
coplar, cipler…
hapisane duvarları, karakollar
ve darağaçlarında sallanan ipler…
ve siviller göze görünmez
ve bir çocuk işkenceye dayanamadı
attı kendini Emniyet'te üçüncü kattan.
Ve işte Emniyet Müdürü bey
Uçaktan iniyorlar
Amerika'dan dönüyorlar
Mesleki tetkikattan.
İncelediler uyku uyutmamak usullerini
ve memnun kaldılar pek
hayalara bağlanan elektrottan
ve bizdeki tabutlukların üstüne bir de konferans vererek
açıkladılar faydalarını
koltuk altlarına kaynar yumurta koymanın
boyun derisini kibritle ince ince yakıp soymanın.
Emniyet Müdürü bey uçaktan iniyorlar
Amerika'dan dönüyorlar
ve coplar cipler
ve darağaçlarında sallanan ipler
üstat döndü diye seviniyorlar…

(RUHİ SU - Lağım akan hücresinde seslenir: "Mahsus Mahal derler, kaldım zindanda
Kalırım kalırım, dostlar yandadır" diye...)
Ruhi Su da hücreden hücreye seslenir işkence altındayken…
Mahsus Mahal derler, kaldım zindanda
Kalırım kalırım, dostlar yandadır
İki elleri kızıl kandadır kanda
Ölürüm ölürüm kardeş, aklım sendedir…
Artar eksilmeyiz, zindanlarında
Kolay değil derdin, ucu derinde
Kumhan Irmağı’nda, Karaburun’da
Bulurum bulurum kardeş, öfkem kındadır…
Dirliğim düzenim, dermanım canım
Solum sol tarafım, imânım dinim
Benim beyaz unum, ak güvercinim
Bilirim bilirim kardeş, gelen gündedir…
***
Eveeeet, değerli dostlar…
Bu araştırmayı yaparken TABUTLUKLAR’ın, İŞKENCEHAN’ın yani SANSARYAN HAN’ın kapısında demir parmaklık var ve giriş yoktu…

(SANSARYAN HAN... Zulmün, işkencenin merkezi...)
Şimdi ise çok lüks bir hotel...
Diyeceğim şu ki;
İnsanlara işkencenin en korkuncunu yapabilirsiniz, insanlık onurunu ayaklar altına alabilirsiniz…
Ancak onlar hep başları dik, alınları ak yaşadılar…
Siz işkenceciler; ölünceye kadar kabusunuz oldu o çığlıklar, o feryatlar…
(BARIŞIN, SEVGİNİN SİMGESİ GÜVERCİN - Demirparmaklık arkasındaki giriş bölümünde bir güvercin yavrusunu besliyor.)
Şu güvercin var ya şu güvercin, hani şu aşağıda fotoğraflayabildiğim kadarıyla demir parmaklıklar arkasında yuva yapıp yavrulayan güvercinler; onlar işkencecilerin işkencelerine, zalimin zulmüne inat ısrarla;
SEVGİ diyorlar...

(ZULMÜN MERKEZİNDEN SEVGİ MESAJI - Bir zamanlar zulmün merkezi olan bu yerde güvercin ve yavrusu yuvadan sevgi mesajı veriyorlar, o günün nemrutlarına!..)
Ders alınır mı?..
Bilmem…
Sağlıklı günler diler, vatandaş Halis Güler
Selamlar, sevgiler…
Bu makale 209 kez okundu.
Yorumlar