UZMAN EKİP
Anahtar teslim çözümler. Şeffaf fiyatlandırma.
02566123036
UZMAN EKİP
Anahtar teslim çözümler. Şeffaf fiyatlandırma.
02566123036
Futbolu takip edenlerin merakla izlediği, muhabirliğin değerli olduğu yılların efsane isimleri ile söyleşilerimiz devam ediyor. Bugünkü konuğumuz Galatasaray camiasının çok yakından tanıdığı bir isim: Halil ÖZER
Efsane muhabirler yazı dizisindeki konuğum, Galatasaray camiasının yakından tanıdığı, muhabirliğinin yanısıra spor müdürlüğü ve yazdığı kitapla da adı anılan güçlü isim Halil ÖZER.

Sevgili dostum Halil'e beni kırmayarak sorularımı yanıtladığı için teşekkür ederek, ama yanıtları geç gönderdiği ve bazılarını görmezden geldiği için esefle kınayarak başlayalım sohbetimize.
Söze tam ortasından, Halil Özer Kimdir, nasıl gazeteci/muhabir olmuştur diyerek başlayalım istersen
Muhabirliğe ilk kez Cumhuriyet Gazetesin’de efsane spor müdürü Abdülkadir Yücelman’ın yanında başladım.
Beni güreş ve boks muhabiri olarak işe başlattı.
Özellikle güreşte Kazım Kanat, Tayfun Gündoğar, Ali Gümüş ve Kadir akar gibi önemli gazeteciler ile birlikte çalıştım ve bunun faydasını gazetecilik hayatım boyunca gördüm.
Daha sonra ilk kez Suriye Lazkiye’de Akdeniz oyunlarını izledim.
Bir-iki yıl sonunda ise gazetenin Galatasaray muhabiri ayrılınca oraya geçtim.
1986 yılında Milliyet’te transfer oldum ve 2008’e kadar bu görevde kaldım.
Aynı yıl Habertürk gazetesinin spor müdürü oldum.
Gazete kapanıncaya kadar 10 yıl görevde kaldım.
Bu süre içinde spor servisimiz 80’e yakın ödül almıştır.
Gazete kapanınca Kaş’a yerleştim ve şu anda yine Millyet’te yazarlık yapıyorum

Fenerbahçelilik/Galatasaray muhabirliği… Duygularla profesyonelliği karıştırdığın oldu mu?
Hayır, bir kere bile olmadı.
Profesyonellik ayrı bir olay ve mesleğe saygıdır.
Ayrıca bir kere bile Fenerbahçeli olduğumu saklamadım.
Daha ilk gün söyledim. Fenerbahçe benim özel hayatım o ayrı bir şey.
Yönetimler ve futbolcularda bunu çok iyi bilirdi

Galatasaray şampiyonluğuna mı daha çok seviniyordun, Fenerbahçe mi?
Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını isterdim.
Ama bu takım tutmakla ilgisi yok.
Çünkü Galatasaray şampiyon olunca gazeteye bir sürü iş yapmak zorundasınız.
Diziler hoca futbolcu yönetici röportajları...
Üstelik Galatasaray çok şampiyon olan bir takım her sene her sene bizi zorlardı.
Oysa Fenerbahçe olduğu zaman bizi ilgilendirmiyordu, hemen tatile çıkardık.
Yurt içi-dışı onca maçta beraberdik ve dikkatimi çeken nokta hep şu olurdu. Herkes bir yerlere, birilerinin peşine koşuştururdu, sen kendini çok sıkmadan alırdın o haberleri ve röportajları. Neydi bunun sırrı?
Bunun nedeni iyi planlama ve iyi ilişkilerdi.
Örneğin kamplara gitmeden önce gidilecek ülke ve mekan ile ilgili araştırmalar mutlaka yapardım.
Özel röportajlar için yer arama olmazdı, her şey hazırdı.
Ayrıca tabii güven meselesi.
Yöneticilerin ve futbolcuların güvenini kazanmak çok önemliydi.
Ayrıca bir de takım içinde gazetecilik tabiri ile "kuşların" bulunması.
(Yazarın notu: Sohbetin burasında en iyi anlaştığın futbolcular ve yöneticiler kimlerdi sorusu, takım ve kulüp içindeki kuşlarının deşifre olmaması için olsa gerek geçiştirildi)
Tabii koklamak hissetmek çok önemli

Muhabirlikten spor müdürlüğüne terfi etmiştin. Habertürk’de. Onca yıllık emeğinle Milliyet gibi köklü bir kurumdan ayrılmak, yeni bir mecrada yeni bir hayata geçmek. Nasıl Oldu?
Millyet’ten ayrılmak çok zor oldu.
Tuvalette ağlamışlığım bile vardır.
Ama ben çabuk uyum gösteririm.
HT’de sorumluk önemliydi, 25-30 kişi yanımda çalışıyordu.
Hepsi işini gücünü bırakıp bir sözümle geldi.
Bu sorumluluk önemliydi.
O yüzden mecburen kolay adapte oldum.
Şu anda da yazarlık yapıyorsun bildiğim kadarıyla.
Evet, şu anda Milliyet’te yazarlık yapıyorum.
Ama alışkanlık herhalde her gün beş on telefon çevirmeden duramam
Seni en mutlu eden maç? UEFA ve Süper Kupa Finali dışında soruyorum… Bir de seni en çok üzen maç?
Belki herkes unutmuştur. Ama Galatasaray'ın Lincoln’lü kadrosunun gereksiz yere A.Madrid’e elenmesi vardı.
Oysa o sene kupaya bir kez daha ulaşabilirdi.
O maç kafama çok takılmıştır.

Şu klasikleşen kulüplerin yıldız takıntısına gelelim. Fenerbahçeyi tutan ama Galatasaray'ı takip eden bir gazeteci olarak, ölmeden önce hangi takımın kaç yıldızını görmek istersin?
Yıldız konusu ile çok ilgilenmiyorum.
O kadar dert etmiyorum.
Önemli olan Avrupa maçları.
Sosyal medyada Avrupa maçlarında Galatasaray'ı tutunca “Totem mi yapıyorsun diye soruyorlar.
Hayır Avrupa’da babamı tanımam.
Bizlerin dönemi ile bugünün muhabirlerini kıyaslarsan; aradaki farklar neler?
Bugünkü muhabirler ile bizim zaman arasını kıyaslamam mümkün değil.
O zaman gazetecilik, yaratıcılık, haber takibi vardı.
Rekabet vardı.
Üretim vardı.
Şimdi ise hedef sadece sosyal medyada para kazanmaya geçti.
Üstelik muhabirlik kulüplere bağımlı hale geldi.
Herkes tuttuğu takımı kayıtsız şartsız yanında.
Tarafsızlık bitmiş durumda.
Diğer kulüpler ise birer düşman olarak kabul ediliyor.
Oysa bizim zamanımızda örnek Serhat Ulueren, Bahri havadır gerektiğinde Fenerbahçe'yi bile takip ederdi.
Ve en önemlisi atlatma haber olayı.
Ne yazık ki bitti.
Yani durum her bakımdan vahim.
Tabii gazetecilerin hali bu olunca gazetelerde onlara yeterli ilgiyi göstermiyor.
Şimdi bakın Liverpool maçına kaç kişi gitti muhabir olarak?
İki ajans dışında bir ya da iki.
Bizim zamanımızda 30 gazeteci garantisi vardı her maçın.
Tabii bir de ekonomik durumu düşünmek lazım...
Sevgili Halil ile aslında daha konuşacak çok şey vardı ama "İnce esprilerle bezeli ağır abi" Halil'in daha fazla zamanını çalamadık.
Belli mi olur, ilerde belki perde arkasında kalan bir takım anılarını da anlatmaya karar verebilir.
Teşekkürler Halil ÖZER...
Yorumlar